“dergimiz bütün yalnızlık mahkûmlarını temsil ediyor”

söyleşi: selçuk küpçük ve muhammed koç

“yalnızlık sözleri” isimli yeni bir dergi çıktı. oldukça genç bir kadro tarafından yayınlanan dergi, daha çok fanzin mantığı ile hazırlanıyor. “yalnızlık sözleri” birçok kuşağı derinden etkilemiş olan çağdaş İranlı düşünür ali şeriati’nin bir kitabının ismi aynı zamanda biliyorsunuz. dolayısı ile dergiyi hazırlayan genç arkadaşların birey ve evren algılarının da şeriati’nin “öze dönüş teorisi” çerçevesinde şekillendiğini düşünebiliriz. derginin bu ilk sayısında da yine yazar nihat genç ile şeriati üzerine bir söyleşi gerçekleştirmişler. yalnızlık sözleri dergisi şimdilik ankara, istanbul, eskişehir, sakarya, sivas'ta okuyan öğrenciler tarafından dağıtılıyor. sakarya'da; değişim, ixir, hilal kitapevlerinde, ankara'da: pınar ve vadi kitapevlerinde ve sivas'ta erguvan sahaf'ta, istanbul kartal'da, çınar sahaf; istanbul avcılar'da suffa vakfı’nda bulunabiliyor. dergiyi edinmek ve hatta dağıtımına katkıda bulunmak isteyen arkadaşlar yalnizliksozleri@gmail.com adresi ile iletişime geçebilirler. elimizden düşürmediğimiz ve her dönem yolumuza ışık tutan kitaplardan bir kitap olan yalnızlık sözleri’nin karşımıza bir dergi ismi olarak çıkışı beni açıkçası epey heyecanlandırdı. dergiyi çıkaran ekipten yayın yönetmeni muhammet koç ile dergiyi ve ali şeriati’yi konuştuk…

yalnızlık sözleri'ni derginize isim seçerken ne tür gerekçelerden yola çıkıyorsunuz?

allahın son resulü, toplumunu kurma sancısıyla herkesin bildiği gibi hira mağarasında yalnızlığa çekilmiştir. buna yalnızlığın inziva ve tefekkür boyutu diyebiliriz sanırım. ve gene toplumunu kurma çalışmasına giriştiği zaman, toplumu ve akrabaları tarafından yalnızlığa mahkum edilmiştir ki biz bu aşamaya da yalnızlığın agora ve aksiyon boyutu diyebiliriz. hulasa dergimize yalnızlık sözleri ismini koyuşumuzun fikri ve ameli ayağını bu iki husus oluşturuyor. biz de 'el-dil ve kalp'imizin imkân verdiği kadar bu dergimizle işte bu iki gayeyi hedefliyoruz aslında. bu iki gayeyi hedefleyen merhum ali şeriati de bu dergiye isim koyma aşamasında hayatı ve eserleriyle bize ilham kaynağı oldu. bilindiği gibi şehadetinden önce yazdığı son eserinin ismi 'yalnızlık sözleri'dir. gene şunu da ifade etmemiz gerekir ki dergimizin ismini belirleme noktasında bütün yalnızlık mahkumlarını temsil etme ve onların sözcülüğünü yapma fikri de var, mesela nuh gemisine binen bir avuç insanla beraber toplumu içerisinde yalnızdı. aynı bunun gibi medyen halkı karşısında yunus, roma karşısında İsa mesih, nemrut monarşisine karşı ibrahim, ramses diktası karşısında musa da yalnızdı. bu örneklememizin biraz da tarih felsefemizin bir gereği…ben-i ümeyye karşısında ali, ebu zerr, suheyb, abdullah bin zübeyr, hasan ve hüseyin, zeynel abidin, imam zeyd, ebu hanife yalnızdı ve her ne pahasına olursa olsun 'sözler'ini söylemişlerdi…işte bütün bu yalnızlık kahramanlarının söylediği ve söylemek istediklerini ifade etmek için yalnızlık sözleri dedik dergimizin ismine, ne yapalım tarih bizim de payımıza bir kerbela yalnızlığı düşürmüş, bu yalnızlığı amele dönüştürüp hüseyin duruşunu sergileyebilirsek ne mutlu bize…ve son olarak dergimizin ismi ve felsefesi arasındaki ilişkiyi dergimiz yazarlarından m.ali saldıran nam-ı diğer doktor'un yazılarından takib edebilir, görebilirsiniz..

dergiyi çıkartırken nasıl bir süreç yaşandı, nasıl karar verdiniz böyle bir dergi çıkarmaya?

arkadaşlarla defalarca gündeme getirmiştik, böyle bir dergi çıkartma düşüncemiz vardı ve bu minvalde küçük teşebbüslerimiz de olmuştu seneler içerisinde, mesela geleceğin gülleri, daru'l-erkam, kıvılcım isminde birkaç dergi girişimimiz de olmuştu. aslında böyle bir işe girişmenin altında, 'bizim de söyleyecek bir sözümüz var' düşüncesi yatıyor. okumalarımız ve sohbetlerimizin   hasılı ilmî ve amelî beslenmelerimizin ifadeye değer bir kıvama gelip gelmediğini uzun uzadıya meşveret ettikten sonradır ki yalnızlık sözleri çıktı ortaya hamd olsun. cumhuriyet devresinden başlayan ve günümüze dek uzanan   sıratul müstakim, sebilürreşat, volkan, büyük doğu, hareket, diriliş, mavera çizgisini günümüz şartları muvacehesinde tekrar bir tetkike tabi tuttuk ve sesimizi değil sözümüzü yükseltmeye karar vererek çıktık yola da diyebiliriz diğer bir taraftan.

ali şeriati özellikle 90'lı yılların entelektüel müslüman gençliği üzerinde etkisi olan bir düşünür. tabi o yıllar aynı zamanda islamcı düşüncenin hızla yükselişe geçtiği bir dönemi temsil ediyordu ve yeni sosyolojik olgular karşısında kimi cevaplar şeriati'nin argümanları çerçevesinde şekillendi. peki sizler, yani 2000'li yılların genç yazar/şairleri ile ali şeriati nerede buluşuyor?

şeriati'de bulup örnek almaya fazlasıyla değer bulduğumuz kutsî birkaç özellik vardı bizce. bunlardan birisi, sadakattir ki şeriati’nin şehadeti buna şahittir. bunlardan gene, celadet, devrimcilik, ilim ve irfandır yönleridir ki buna gecesi rahip gibi gündüzü muharip gibi geçen hayatı şahittir. kendisinin tabiriyle 'irfan, eşitlik ve özgürlük' için her şeyi ortaya koymuştu şeriati, ta ki İslam'ın ideal toplumu kurulsundu. biz ali şeriati ile işte bu duruşları ve ortaya koydukları noktasında buluşuyoruz. 70 li yıllarda başlayan ve İslam ülkelerinde bir bir yükselişe geçen islamcılık (ki bu sol tandanslı bir ivme kazanıştı) düşüncesi cihetinden sorunuza yaklaşacak olursak eğer şeraiti’nin ülkemizde ciddi okunmadığını söyleyebiliriz, bunun ise birçok sebebi mevcut, bizce başlıcası usul sorunur. türkçesi 70-80-90 İslamcılığı diye isimlendirdiğimiz bu dönemin müslümanları, ilmî ve felsefî bir alt yapıya sahip ol(a)madıklarından bilhassa şeriati okumalarında bir hazımsızlık problemi yaşadılar ve doğal olarak okunan kitaplarının hep sloganik yerlerinin altı çizildi. cemil meriç’in ifadesi ile kalabalık haline dönüştüler ve maruz kaldılar düşünmek yerine.

nihat genç ile de ali şeriati üzerine bir söyleşi yapmışsınız. şeriati üzerine söyleşi yapmak için nihat genç'i seçmenizin gerekçeleri olmalı, yani duruş, söylem vs. açısından iki entelektüel arasında bir bağlantı kuruyor olmalısınız diye düşünüyorum. nedir bu bağlantı?

nihat genç ile ali şeriati gerek söylem ve gerekse eylem bakımından paralellik arzeden birçok hususu bize göstermişlerdir. birincisi ali şeriati kendi toplumunu kurma çabası içerisinde kendi toplumunun değerlerinden yola çıkmıştır, mesela ebu zerr, hz. ali ve yine hz. hüseyin buna örnektir. nihat genç'te bu bağlamda daha önce üstad necip fazıl ve nurettin topçu’nun işlediği anadoluculuk fikri üzerinden hareket etmektedir bizce, toplumunu yoğuran değerleri dillendirmekte ve bu değerler üzerinden yola çıkmaktadır kendi toplumunu oluşturma serüveninde. ali şeriati, ideal anlamda halkçı bir söylem ve yazı hayatına sahiptir, ali şeriati’nin bu tarzına karşılık aynı paralelliği biz nihat genç'te de görüyoruz. Yine benzer yönlerinden biri de, cesaret ve celadettir, mesela şeriati'ye hapse girerken sorarlar, yanında silah var mıydı diye, evet var deyip cebinden altı tane tükenmez kalem çıkarır ve vardı der, kendisi öldürülmeden önce öldürüleceğini bile bile ölüme koşmuştur tabiri caizse, işte nihat genç de böyle bir duruşa sahiptir bizim gözümüzde, yargılanmayı, sözde edebiyat ve yayın dünyasından silinmeyi göze alarak konuşuyor, medya patronları karşısında duruşu her zaman dik ve onurlu, kendi tabiriyle bir yırtıcı kuş gibi. İki yazarımız arasında paralellik arz eden bir diğer husus da ikisinde de yazıdan ziyade sözün ön plana çıkmasıdır yani ikisi de özellikle bizim gibi bir toplumu şekillendirmede sözün ve hitabetin ehemmiyetini idrak etmiş ve bu şuurda bir tarz-ı hareketi ihtiyar etmiştir.

derginizde j.p.sartre'ın nobel edebiyat ödülünü reddediş gerekçelerini içeren bir metni de yayınlamışsınız. yalnızlık sözleri olarak siz genel anlamda nobel ödülünü ve o. pamuk'a ödülün verilişini nasıl değerlendiriyorsunuz?

bu soruya şöyle cevap verebiliriz, sezai karakoç bir kitabında kendince İslami bir ödül töreni düzenler biz buna nobel diyemeyiz 'nobel' çok kaypak bir ifade olur. islam'ın şiir ve edebiyat zirvelerini seçer bir bir, ilk verdiği ödül de kabb bin zühyr'edir,   bu şair, peygamber aleyhinde yazdığı şiirlerle meşhurdur, efendimizin nerde bulunursa bulunsun ve öldürülsün dediği biridir ve bunu duyduktan sonra sahabeden bir akrabasının yanına gider ve vesayet hakkı ister, sığınma hakkı, akrabası kaab bin züheyr'i öldüremez ve evinden gitmesini söyler, o an kaab bin züheyr sizi bu adama bağlayan nedir der ve o andan sonra kaab bin züheyr hayatının baharına girer ve iman eder ve her şeyi göze alarak efendimizin yanına gitmek ister giderken de kaside-i bürde şiirini yazar, peygamberin yanına giderken sahabelerin kaab bin züheyr'i sıkıştırmaları üzerine efendimiz, durun dinleyelim kaab kardeşimizi der ve kaab şiiri heyecanla okur, sezai beyin ifadesiyle islam edebiyat tarihinin ilk ödülü o an verilmiştir, ödülü de şudur kaab’ın, efendimiz sırtındaki cüppeyi çıkarır ve kaab bin züheyr'e giydirir. aslında bizim ödülden anladığımız budur. efendimizin evetlediği ve evet, güzel dediği güzel, hoş dediği hoştur, gayrısı boştur çünkü o üsvet'ün hasene'dir, o en güzel örnektir bize. yekta mikyas, mizan, kıstas, endaze, tartı ve terazi odur. nobel'i bu açıdan değerlendirecek olursak, nobel çok kaypak, edebiyatla sanatla hiçbir alakası olmayan bir yapının ürünüdür. ödülü veren yapı böyledir diyoruz yoksa verilen eser veya sebep böyledir demek istemiyoruz dikkatinizi çekerim, zira çok güzel şeyler yazan yabancı birçok kişi gelip geçmiştir edebiyat dünyamızdan. bizim âlemimiz farklıdır, biz iki ayrı dünyayız. islami ve gayr-i islami bir dünya var, ve biz gayr-i islami dünyanın verdiği hiçbir şeye inanmıyoruz, son üç yüz yılda yaptıkları ekonomik, kültürel, siyasi, içtimai, fikri ve felsefi bütün diktatörlükler ve zulümler buna delalet ve şehadet etmektedir. tabi bu noktada bu ödülün orhan pamuk'a verilmesini yadırgamıyoruz, eleştirmiyoruz, enteresan bir şey olarak görmüyoruz, çünkü kendileri gibi düşünen, kendileri gibi yazan ve duygulanan birine bu ödülü vermeleri anormal bir şey değildir. ödülün ona veriliş aşamasındaki yaşanan şeyler, bizi felsefi bir değerlendirmeye itmektedir, ilk sayımızda sartre'ın nobel'i reddediş gerekçelerini içeren metni yayınlamamızın da sebebi buydu.

yalnızlık sözleri sezai karakoç'tan bir iktibasla sayfalarını açıp, yine karakoç ile son sayfasını kapatıyor. kuşkusuz bir çok kuşak sezai karakoç'tan etkilendi, önemsedi. Sizin için ne anlam ifade ediyor üstad?

sezai bey, sezai abi, bir neslin abisi. bizim fikir önderlerimizden birisi. kkendi diriliş bestesini bestelemeye ara verdi ama, halen o şarkı dillendiriliyor. bilhassa söyleyelim, islam kitabı, islamın dirilişi, ruhun dirilişi gibi kitapları üzerinde inşa ettiği “diriliş” fikrini tamamen benimsiyoruz.

hz. aişe'nin peygambere o yürüyen bir kur'an'dı dediği gibi, bizimde bir borcumuzdur bu, vefa borcumuzdur, inşallah yalnızlık sözleri dergimizde yürüyen bir sezai karakoç olur, birileri parmağıyla göstererek işte böyle olur diriliş dedirtebilirsek ne mutlu bize işte o gün biz de gayemize ulaşmış olacağız.